Osmanlı Yönetimindeki Sırbistan

Osmanlı İmparatorluğu ve Sırbistan arasındaki tarihî ilişki, Balkanlar’ın karmaşık ve zengin tarihinde önemli bir yer tutmaktadır. Bu ilişki, hem Osmanlı İmparatorluğu’nun genişlemesi hem de Sırbistan’ın bağımsızlık mücadelesi açısından büyük bir etkiye sahiptir. Osmanlı İmparatorluğu’nun Balkanlar üzerindeki hükümdarlığı, Sırbistan’ı da içine alan bu bölgedeki etnik ve dini dinamikleri şekillendirmiş ve değiştirmiştir. Bu yazıda, 7 soruda Osmanlı yönetimindeki Sırbistan konusu incelenmiştir.

Osmanlı Balkanlar’a girdiğinde Sırpların durumu neydi?

III. Haçlı Seferi (1189) sırasında Sırplar, Bizans hakimiyetinden kurtularak bağımsızlıklarını kazandılar. Osmanlı, Balkanlar’a girdiğinde Sırp devleti en parlak dönemini yaşıyordu. Stephan Duşan (1331-1355), Makedonya, Trakya, Teselya ve Epir’i topraklarına katmış, Bulgaristan’ı tabiyet altına almıştı. Sınırlarını Akdeniz’de Korfu, Ege ve Selanik’e kadar uzatan Duşan, ‘Sırp ve Rumların Çarı’ unvanını almış, Sırp Kilisesi’ni yeniden düzenlemiş, Rumcayı resmi dil olarak kabul etmişti.

Bizans’ta eğitim görmüş memurlar devletin idari işlerinde kullanılmaya başlanmış, 1349’da “Duşanov Zakonik” kanunları kabul edilmişti. Sırpların bugün de hayal ettikleri, Balkanlar’ın büyük bir kısmına hâkim, görünüşte parlak bir devlet kurulmuştu. Fakat Duşan’ın ölümünden sonra Sırp devletinin kolayca parçalanması, Osmanlı baskısına dayanamaması, görünüşte kuvvetli olan bu devletin kof bir imparatorluk olduğunu ortaya koymuştur.

Osmanlı Yönetimindeki Sırbistan

Osmanlı, Sırplarla ilk kez nerede karşılaştı?

1340’lı yıllarda Bizans’ta, Palaiologos ile Katakuzenos arasında şiddetli bir taht kavgası hüküm sürüyordu. Kantakuzenos Osmanlı’dan yardım alırken, Palaiologos ise Sırplardan asker desteği sağlıyordu. Bizans’ta imparatorluk mücadelesinin sonucunu belirlemek, Türklerle ile Sırpların elindeydi. Kantakuzenos, Osmanlı kuvvetlerinin yardımıyla Sırpların Selanik’i almalarını engellemiş ve 1352 yılında Dimetoka’da yapılan savaşta Palaiologos ve müttefiki olan Sırpları ağır bir mağlubiyete uğratmıştı.

Sırplarla Osmanlı arasında bir ara, iş birliği yapmak için görüşmeler oldu ise de bir sonuca varılamadı. Duşan, büyük krallığı kurduktan sonra gözünü İstanbul’u almaya dikti. Bunun için, 1346’dan itibaren Bizans’ın imparatorluk mücadelelerinde büyük rol oynayan Orhan Gazi ile anlaşmak üzere, bir elçilik heyeti göndererek, kızını ona vermeyi teklif etmiş, ancak bu girişim Dimetoka’da imparatorluğunu ilan etmiş olan Kantakuzenos’un, dönüşleri sırasında, elçileri öldürtmesi üzerine daha ileri bir safhaya geçememişti. Sonraki yıllarda Duşan’ın İstanbul’u almasındaki engel, Orhan Bey oldu. 1353’ten sonra Osmanlı’nın Rumeli’ye yerleşmeye başlaması, Duşan’ı telaşlandırdı. Bu arada Papa, Sırp kralını Osmanlı’ya karşı mücadelenin lideri ilan etti. Ancak Duşan’ın 1355’te ölmesi üzerine, Balkanlar’a yerleşmeye başlayan Osmanlı’ya ve Batı Anadolu’daki diğer Türk beyliklerine karşı düzenlenmesi düşünülen Haçlı seferi, yarım kaldı.

“Sırp Sındığı” diye bir savaş gerçekten oldu mu?

Osmanlı tarihlerinde, 1364 yılında Hacı İlbey’in Macar Kralı idaresindeki Macar, Sırp ve diğer Balkan devletlerinin kuvvetlerinden oluşan Haçlı ordusunu bir gece bozgunu sonucunda büyük bir mağlubiyete uğrattığı ve bu savaşa “Sırp Sındığı” (Sırpların mağlup edildiği yer) adı verildiği belirtilir. Ancak aynı yıllara ait olayları anlatan Balkan milletlerine ait tarihlerle Bizanslı tarihçilerin yapıtlarında bu savaş yer almamaktadır. Bu savaş hakkında bilgi veren Osmanlı tarihleriyse çok daha sonraki dönemlerde kaleme alınmışlardır. Muhtemelen 1371 yılında meydana gelen ve Sırpların müttefikleriyle birlikte büyük bir bozguna uğratıldığı “Çirmen Savaşı” ile bir karıştırma söz konusudur. Hacı İlbey’e atfedilen baskının 1371’deki savaşta olup olmadığı konusu da muğlaktır. Ölüm tarihi tam olarak bilinmeyen Hacı İlbey’in, Çirmen Savaşı’na katılıp katılmadığı da bilinmemektedir.

Osmanlı Yönetimindeki Sırbistan 2

Birinci Kosova Savaşı’nın önemi nedir?

Kuzeydeki Sırp prensliğini eline geçiren Lazar bir müddet direndi ise de mukavemet edemeyeceğini anlayınca, 1380’li yıllarda Osmanlı egemenliğini tanımış, vergi ve asker vermeyi kabul etmişti. Ancak Osmanlı’dan kurtulmak için fırsat kolladı ve 1389’da Osmanlı kuvvetlerinin Ploçnik’te mağlup olmaları üzerine Balkanlar’daki diğer prensliklerle bir ittifak kurdu. Fakat 15 Haziran 1389’da Kosova Meydan Muharebesi’nde Osmanlılar büyük bir zafer kazandılar, Sırp prensi Lazar da bu savaşta öldü. Savaşın sonlarına doğru, Miloş Obiliç (Kobilıç), Sultan Murad’ı öldürdü ise de oğlu Yıldırım Bayezid’in idareyi ele alması üzerine, Osmanlı’nın zaferi kesinleşti. Murad Hüdavendigar’ın iç organlarının gömüldüğü yerde bir türbe yapıldı. Sırpların tamamen Osmanlı egemenliğine girmeleri, bu savaştan sonra 70 yıl daha sürecektir. Ancak Kosova’dan sonra Sırplar bir daha kendilerini toparlayamamışlardır. Bu savaş Sırp prensliği için, bir ölüm darbesi olmuştur.

Sırp tarihçiler I. Kosova Savaşı’nı bağımsızlıklarını kaybettikleri tarih olarak yorumlarlar. Kosova Savaşı üzerine Sırplar tarafından birçok halk şarkısı söylenmiş, ağıtlar yakılmıştır. 1992 yılında Sırpların Bosna-Hersek’teki katliamlarını, Herald Tribüne gibi yayın organlarında Avrupa basını, ‘Kosova Savaşı’nın intikamının alınışı’ şeklinde yorumlamıştır. Kosova Savaşı’ndan sonra Balkanlar’da Osmanlı’ya karşı, Macarlardan başka bir güç kalmamıştı. Fetret devrinde dahi Sırplar ve diğer Balkan milletleri, bağımsızlıklarını tekrar kazanamamışlardır.

Osmanlı, Sırbistan’da nasıl bir politika uyguladı?

Osmanlı, fethettiği diğer bölgelerde olduğu gibi, burada da yönetim tarzında hemen hiçbir değişiklik yapmadı. Sırp Krallığı zamanında asker olarak görev yapanlar, Osmanlı ordusunda daha önce tasarruf ettikleri toprakları tımar olarak kullanıp görev yapmışlardır. “Osmanlı yönetimindeki Sırbistan”da kiliselere ve buraların gelir kaynaklarına dokunulmamıştır. Halkın üzerindeki bazı feodal angaryalar kaldırılarak rahatlaması sağlanmıştır.

Sırbistan’daki Osmanlı egemenliği, bu bölgelerin dini ve milli kimliklerini korumalarını sağlamıştır. Duşan’ın ölümünden sonra Balkanlar’da Osmanlı dışında, iki devlet daha egemenlik peşindeydi. Bunlar Venedik ve Macaristan’dı. Ancak bu iki devlet, siyasi egemenliklerinin yanı sıra Katolik dinini de getiriyorlardı. Balkanlar’ın Osmanlı egemenliğine geçmesi, bu bölgelerin Katolikleşmesini önledi. Sokullu Mehmed Paşa, Peç’deki (İpek) Sırp Ortodoks Kilisesi’ni tekrar canlandırarak Rum Patrikhanesi’nin nüfuzundan çıkmalarını sağladı.

Sırp isyanı nasıl başladı ve gelişti?

Balkanlardaki ilk milliyetçi isyan Sırbistan’da başlamıştır. Sırbistan’da hakimiyeti ele geçiren Yeniçeri dayılarının baskısından bunalan halk, Babıali’nin de desteğiyle bunlarla mücadeleye girişmiştir. Başlangıçta mahalli yeniçerilere ve ayanlara karşı bir hareket olarak 1804 yılında başlayan bu direniş, sonradan Kara Yorgi Petroviç’in başkanlığında milli bir ayaklanmaya dönüşmüştür. İsyanın lideri Kara Yorgi, okuma yazması olmayan Topalalı bir domuz tüccarı ve Avusturya ordusunun eski çavuşlarındandı. Osmanlı kuvvetlerine karşı başarılar kazandı ve Ruslarla ilişkiye geçti.

Bu isyandan kısa bir süre Sonra başlayan Osmanlı-Rus Savaşı (1806-1812) sırasında Ruslar, Sırplara askeri destek verdiler. Ancak Avusturya’nın Rus desteğindeki bir Sırp devletine karşı çıkması ve Napolyon’un 1812’deki Moskova seferi dolayısıyla, Osmanlı İmparatorluğu ayaklanmayı kontrol altına aldı. İsyanın elebaşısı Kara Yorgi Avusturya’ya sığındı. 1813 yılında bastırılan isyan, 1815 yazında Miloş Obrenoviç’in baş knez seçilmesiyle tekrar patlak verdi. Napolyon tehlikesi ortadan kalktığı için, Rusya bu isyana rahatça destek olmaya başladı. Rusya’nın müdahalesinden çekinen Osmanlı İmparatorluğu, 1816 yılında Miloş Obrenoviç’i baş knez olarak tanımayı uygun gördü ve Sırplara özerk bir prenslik statüsü vermeyi de kabul etti. Obrenoviç, Sırbistan’a 1817’de geri dönen Kara Yorgi’yi öldürterek rakipsiz kaldı. 1830’da verilen bir hattı hümayun ile Obrenoviç’in soyu tarafından idare edilecek özerk bir Sırbistan resmen tanındı. Yaklaşık 40 sene boyunca tam bağımsızlık arayışlarını sürdürdüler. Zaman zaman Osmanlı’ya saldırdılar.

Sırplar, 1877-78 Osmanlı-Rus Savaşı’na Plevne’nin düşmesinden sonra katıldılar. Ancak bu savaşın sonunda yapılan Berlin Antlaşması’yla güneyde Niş’e, doğuda Pirot’a kadar olan topraklarıyla tam olarak bağımsızlığını kazandılar.

Sırbistan’daki Türkler ne oldu?

Osmanlı imparatorluğu, izlediği iskân siyaseti çerçevesinde, Sırbistan’a da Türkleri yerleştirdi. Bu Türkler, 350 yıl rahatça yaşadılar. Ancak 1804’deki isyandan sonra Sırpların baskılarına dayanamayan Türklerin bir kısmı Kosova, Makedonya, Tuna, Bosna ve Anadolu’ya göçtü. 1866’da Mihail’in liderliği döneminde, kalan Türkler göçe mecbur edildi. 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı ve sonrasında, Sırplar yeni ele geçirdikleri yerlerdeki Türkleri de Osmanlı topraklarına sürdüler. Son büyük göç dalgası, Balkan savaşları sırasında oldu. Makedonya topraklarındaki Türklerin bir kısmı da Anadolu’ya göç etti.

Kaynakça

Erhan Afyoncu – Popüler Tarih

İlgili admin

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Burçların Kökeni

Burçların Kökeni

Burçlar, insanların doğdukları tarihe göre belirlenen astrolojik sembollerdir ve genellikle birçok insanın kişilik özelliklerini, davranışlarını …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir